Antalya Müzesi Müdürlüğü

GÖKHÖYÜK

GÖKHÖYÜK

Antalya’nın yaklaşık 29 km kuzeybatısında yer alan Gökhöyük eski Antalya-Burdur karayolu üzerinde kalan Yeniköy ile Yağca köyü arasında ve kanal kenarındadır.  Travertenli geniş bir alanı oluşturan Döşemealtı ovasının üzerindeki ender yükseltilerdende biri olan tepenin Karain’e uzaklığı 4 km kadardır.

Tepe biçim olarak bir höyük görünümünde olmakla birlikte eteklerindeki kesitler moloz taşlardan oluşan bir dolgu olduğu izlenimi uyandırdığından tepenin gerçek kimliğinin saptanması amacıyla 1984 yılında tepe üzerinde ve çevresinde yüzey araştırmaları yapılmış toplanan yüzey malzemesinin Roma Çağı’ndan iTÇ’na kadar uzanan farklı dönemlere ait olduğu görülmüştür. Ayrıca, 1986 yılında Antalya Arkeoloji Müzesi uzmanlarınca höyükte 21 gün süren bir çalışma yapılmıştır.

Söz konusu çalışmalarda; Tepenin eteğinde, kuzey-güney doğrultusunda ve 10*3 m. ölçülerinde açılan ilk sondajda moloz taşlardan yapılmış bir duvar bulunmuştur. Geç devir yerleşmesine ait teras duvarı niteliğindeki taş örgülü duvar yanı sıra çeşitli  devirlere ait seramik parçaları ve Geç Roma Devri’ne ait bronz bir sikke ile birlikte Helenistik ve Roma çağlarında sıkça karşılaşılan ve üzerlerinde baskı ile yapılmış işaretler bulunan 3 adet pişmiş topraktan ağırlık, ip bezemeli bir cam boncuk ve demir den spiral şeklinde kıvrılmış yüzük ele geçmiştir. Duvarın hemen altındaki yanmış taban üzerinde GTÇ/Demir Çağı’na ait olduğu düşünülen büyük bir küpe ait gövde parçaları bulunmuştur. Tabanla aynı seviyede olmak üzere açmanın kuzey tarafında İTÇ’na ait 2 adet pithos büyük ölçüde eksik ve parçalar halinde ele geçmiştir. Çevrelerinde dağılmış olarak bulunan insan kemikleri ile pişmiş topraktan fırça, ağırşak, ağırlık ve bronzdan ok ucu gibi ölü hediyeleri pithos’ların mezar olarak kullanılmış olduklarını düşündürmüştür.

Ayrıca, Pithos’lar altında (-350 cm.) sıkıştırılmış bir kil tabakası içinde İTÇ’a ait fincan ve ağırşak gibi buluntularla birlikte az sayıda seramik parçasına rastlanmıştır

Pithos parçalarının çevresinde dağınık olarak ele geçen ölü hediyeleri arasında önemli bir yer tutan kapların tümü el yapımıdır. Kaplar arasında kalın cidarlı, oldukça iyi açkılanmış kırmızı ve siyah renkteki yapıtların yanı sıra minyatür kaplar ve kabaca şekillendirilmiş mutfak kapları da bulunmaktadır.

Birinci grup kaplardan olan kalın cidarlı, kırmızı astarlı, düzensiz sert açkılı iki kase konik gövdeli ve düzletilmiş dipli olmalarıyla İTÇ’nın olağan bir kap tipini yansıtmaktadır. Yine bir örnekle temsil edilen ve Neolitik Çağ’ın karakteristik ip delikli kaplarından biri olan, dışa çekik ağızlı, kısa boyunlu ve oval gövdeli derin kabın ağız kenarında karşılıklı olarak açılmış birer çift askı deliği bulunmaktadır.

Aynı kontekst içinde yer alan buluntular arasında kabaca şekillendirilmiş orta ve kaba nitelikteki mutfak kaplarından tabak şeklindeki minyatür bir kap, bir kil topakçığının ortası çukurlaştırılmak suretiyle oluşturulmuştur. Fincan formundaki minik kaplar ile Kalkolitik Devir’den itibaren pratik bir mutfak kabı olarak benimsenen maşrapa tipindeki kaplar ise her devirde az çok form değiştirerek yaygın olarak kullanılmışlardır.

Ölü hediyeleri arasında bulunan pişmiş topraktan yapılmış 7 adet ağırşaktan 5 tanesi bikonikal, 2 tanesi basık küre biçimindedir. Hemen hiçbiri birbirinin tam benzeri olmayan motiflerle bezeli olan bu ağırşaklardan İTÇ yerleşim merkezlerinde bulunmuş çok sayıda örnek vardır. Dağılmış olarak ele geçen 12 adet kolye tanesinin boyutları daha küçük olmakla birlikte biçim ve bezeme yönünden ağırşaklarla aynı özelliklere sahiptir.

Yine pişmiş toprak eserler arasında yer alan objelerden olan ve İTÇ’de yaygın olarak rastlanan bir fırçanın taban kısmı oldukça aşınmıştır.

Taş buluntular arasında Anadolu’da ilk kez İTÇ başlarında ortaya çıkan sap delikli baltalardan bir ağız parçası ele geçmiştir.

İTÇ I’e tarihlenen buluntular arasındaki bronz ok uçlarından ikisi üzerinde korozyon nedeniyle yer yer tahrip olmuş gümüşten ince bir tabaka bulunmaktadır.

Gökhöyük’te sondaj şeklinde gerçekleşen kazı çalışmaları sonunda bu döneme ait oldukça tahrip olmuş pithos tipi gömüler ve mezar hediyeleri dışında yerleşimin olduğunu kanıtlayan bir bulguya  rastlanmamıştır.  Mezar hediyeleri Bademağacı, Elmalı (Karataş-Semayük), Harmanören, Kuruçay, Beycesultan ve Troia gibi merkezlerle birlikte, İTÇ başlarında (İ.Ö. 2800-2500) bütün Batı Anadolu’da egemen olan ortak bir kültürün özelliklerini taşımaktadır. Tepenin geç bir dönemde Tümülüs olarak kullanılmış olabileceği düşünülmektedir.