Antalya Müzesi Müdürlüğü

TREBENNA

TREBENNA

Antalya’nın 32 km batısındadır. Sivridağ’ın kuzey eteğinde yer alan Trebenna Antik kentine Geyikbayırı ve Çağlarca güzergâhından gidilir. Antik kent, 680 m. rakımlı kayalık tepeden tüm vadiye ve Antalya’ya bakar.  

Trebenna adı, ilk kez 1846 yılında Borrel tarafından bir sikke üzerinde okunmuştur. Lykia’nın kuzeydoğusundaki son kent olan Trebenna’nın adı kent yazıtlarında “Trebenna” Patara yol kılavuz anıtında “Trabenna” olarak geçer.

Trebenna Helenistik dönemde Termessos egemenlik alanındadır. Roma döneminde Lykia eyaletinin politik sınırları içerisinde kalmakla beraber Bizans döneminde kesin olarak bir Pamphylia eyaleti olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir altlık üzerindeki yazıtta İmparator Hadrianus’a “Olympios” sıfatıyla adanmış bir heykel olduğu, bir ev duvarında bulunan yazıttan da Marcus Aurelius’un “Germanicus” sıfatıyla kente gönderdiği bir mektup olduğu anlaşılmaktadır. 3. yüzyıl Trebenna için oldukça parlak bir dönem olmuştur. “Trebennalılar’ın ünlü/ şanlı kenti” olarak anılır. Bu yüzyılda iki ünlü Trebennalı’nın varlığından söz edilebilir. İlki, Lykiarklık ve Arkhiphylakslık yapmış olan Aurelius Solon’dur. Diğeri de yine Lykiarklık yapmış bir hatip olan Aurelius Torkuatos’tur. Heroonundaki yazıtta kendisini “ mutlak sözü geçen yönetici” olarak yazdırmıştır. Roma Döneminin ardından Bizans Dönemini de yoğun yaşayan kent 12. yüzyıla kadar yerleşim görmüştür. Çeşitli piskoposluk listelerinde Perge Metropolitliği’ne bağlı piskoposluk merkezidir. Kentin adı bu dönemde Perbena/ Perbaina olarak anılmaktadır.

Kalıntıların yayılım sınırlarını güneyde Sivridağ’ın kuzey eteklerindeki Elmin bölgesi, doğuda akropolün doğusunda inen vadi içlerindeki son teras yapıları ve birkaç mezar ile batıda İrimli nekropolü batı ucu ve kuzeyde de akropolün kuzey sınırı belirler.

Surla çevrili olan ve anıtsal bir girişle çıkılan akropolle Elmin yakası arasındaki sırt düzlüğünde Roma kent merkezi ve Bizans yapıları yoğunlaşır. Akropolde Helenistik Dönemde başlamış olması gereken yerleşim olmalıdır. Roma Döneminde yeniden organize edilerek hem konut alanı, hem de bazı kamu yapıları için kullanılmıştır. Konutların çoğu Bizans döneminde yeniden örülerek kullanılmıştır. Akropolün kuzey, kuzeydoğu ve kuzeybatı yönü sarp kayalıklarla çevrilidir. Sur duvarları daha çok güney tarafta örülmüştür. Sur duvarlarının görünen kısımları Bizans çağından kalmadır. Bizans surlarının büyük bölümü önceki dönem sur yatakları üzerine örülmüştür. Akropolün güney cephesi boyunca yayılan 79 kaya odasının çoğunluğu konuttur.

Anıtsal girişin içerisinde kalan en nitelikli kaya mezarı Hermaios oğlu Trokondas’a aittir. Akropolde çok sayıda konut yanında merkezde bir bazilika ve uç kesimde de bir tapınak yer almaktadır.

Asar Tepesi olarak adlandırılan akropolün eteğinde başlayıp doğuya inen vadide ve sırtta oluşturulan geniş teraslarda Roma Döneminde bir kamu yapıları meydanı yaratılmıştır. Güneydoğuya yönelik olarak yan yana sıralanan ekklesiesterion, imparator kült salonu ve stoa Roma kent meydanının batı sınırını oluşturur. Karşılarında agora yerleşiktir. Kent merkezini güneyden hamam sınırlar. Roma merkezi, yerleşimin M.S. 2. ve 3. yüzyıllardaki altın çağında imar olmuştur. Sebasteion, stoa ve ekklesiesterionun arasında yer alır. Kent merkezinin 160 m. doğusunda, agoranın doğu uzantısındaki son sivil yapısı magazinlerdir.  Ayrıca, Akropolün güney ve batısında, yerleşimin çevresine yayılan 4 nekropol alanı bulunmaktadır.